Kayıtlar

Emin Olunan Bir Mümin Olmak

"Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kişidir."  (Buhârî, İman 4, 5, Rikak 26; Müslim, İman 64-65)  Şerrinden sakınılan ve insanların kendisinden emin olmadığı bir kimse isek, nasıl güzel bir Müslümanlık iddiasında bulunabiliriz ki?  Oysa mümin karşılaştığında selam verir; muhatabına benden sana zarar gelmez, selam ve esenlik senin üzerine olsun der. Konuştuğunda hayır konuşur, kardeşini incitmekten, onu aldatmaktan sakınır. Kardeşinin yükünü hafifletir. Ona Allah'ı hatırlatır. Ayrılırken güzel temenni ve dualarla muhatabından ayrılır... Mümin bulunduğu yerde duruşuyla bile dini temsil etmelidir.  Ancak elinin, dilinin, bakışlarının şerrinden sakınılan, kendisiyle muhatap olmaktansa görmezden gelmenin kişiyi daha çok selamette tuttuğu biri olmak ne kötüdür..

Fıtrî Kulluk

 İnsan henüz dünyaya gelmeden önce Rabbi tarafından "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna muhatap olmuş ve "Evet (buna) şahit olduk" cevabını vererek buna şehadet etmiştir. Burada insanın kendisine şahit tutulmasından kasıt, tek bir yaratıcının varlığını kabulün onun yaratılışında fıtratına işlenmiş olmasıdır. Her doğan insan bu yaratılışından ve kabul-şahitliğinden dolayı İslam fıtratı üzere doğar. Fıtratını muhafaza edebilen, selim bir fıtrat üzere olan her insan Allah'ın varlığını kabule yönelir. Kendini yetiştirenler; ana-babası, yolundan gittiği ataları her ne kadar sapkın yollarda olsalar, çocuğun fıtratını bozmaya yönelik onu eğitseler de insan kendisine doğuştan verilen bu meylinden ve bulunduğu şahitlikten dolayı öncekilerin yaptıklarını inkarına bahane olarak sunup sorumluluktan kurtulamaz. Veyahut dini emirler kendisine hiç ulaşmamış bir insan olsun. Bütün bunlardan habersiz olduğunu söylese bile kulluğun fıtri boyutundan yani Rabbi kabulden soru...

Basiret Körlüğü

 Küçük Prens kitabında "Gözler kördür, insan ancak yüreğiyle baktığı zaman görebilir" der Antoine de Saint-Exupéry. Sık sık konuşulan edebiyat kitaplardan biri olan bu kitabın yine çok sevilen ve beğeniyle paylaşılan bir cümlesidir. Bu kitap hakkında konuşulanlardan biri de her okunduğunda ve insanın her yaşında farklı mesajlar çıkaracağıdır. Bazı cümlelerin üzerinde uzun uzun durulur, analizler yapılır. Elbette cümlenin güzelliği veya doğruluğunu inkar edemeyiz. Edebi bir eser olarak insanlara anlaşılması veya incelenmesi daha kolay da gelebilir. Fakat bir beşerin yazdığı bu kitaptaki aynı etkileyiciliği ve derinliği insanların yaratıcılarının kendilerine bir öğüt ve yaşam rehberi olarak gönderdiği kitapta bulamamaları o kitaptan uzak olmalarından başka hangi sebepten olabilir? Edebiyat elbette insanın ufkunu açar ve insana incelik katar fakat Müslümanlar olarak edebi bir metnin cümlelerinin üzerinde durup analiz ettiğimiz kadar Kur'an'ın üzerinde durup acaba bu hita...

İlahi Terbiye:İmtihan

 Hayat sürekli bir imtihandan geçme sürecidir. Zaman zaman imtihanların boyutu değişir. Bazen bi imtihanın içinde olduğumuzu bile fark etmezken bazen de "Beni bu durumdan hayırla çıkar ya Rabbi" diye yalvarırız Rabbimize. Yakınlarımızla, sevdiklerimizle, nefret ettiklerimizle, umduklarımız ve kaçtıklarımızla en çok da nefsimizle sınanırız... Kişinin en büyük cihadı nefsiyle yaptığı cihattır ve insanın en büyük düşmanı şeytan da insana en çok burdan saldırmaya çalışır. İmtihan kaçınılmazdır. İman ettim deyip de imtihan edilmeden kurtuluşa ereceğini sanmanın da büyük bir yanılgı olduğu ayetle sabittir. İmtihanlar karşısında verdiğimiz tepki de bizim için en büyük sınavlardan biridir. Böyle bir durumda Rabbimize isyan etmekten kaçınmalı ve ona sığınmalıyız. Yaşadıklarımızın bir imtihan olduğu ve bunun karşılığını alacağımız bilinciyle beraber unutmamamız gereken çok önemli bi gerçek daha vardır. İmtihanlar kişiye Rabbinin yaşattığı ilahi bir terbiye sürecidir... Başına gelen her...

Asr-ı Saadette İman Etmek

 Ben asr-ı saadette,    Rasulullah'ın saçını okşadığı bir çocuk olmak isterdim. İslam dinine ilk girenlerden olmak, o zor zamanlarda Rasulullah'a destek çıkmak isterdim.    O'nun (sav) hadislerini bizzat kendi ağzından duymak, onun mübarek sesinden Kur'an dinlemek isterdim. Ben, İslam'ı Rasulullah'dan öğrenmek, ahlakı Kur'an olan peygamberin (sav) ahlakını görüp ona uymak isterdim.   Rasulullah'ın yürüdüğü yollarda yürümek, bastığı yerlere basmak isterdim. Rasulullah'ın imamlık ettiği bir namaz kılmak isterdim. Ben, Rasulullah'ın cennetle müjdelediği sahabelerden biri olmak, Allah'ın rasulünden böyle kutlu bir haber almak isterdim.    Rasulullah'a "Anam babam sana kurban olsun Ya Rasulullah! Canım sana feda olsun Ya Habiballah!" demek isterdim.   Rasulullah'a hizmetle ömrünü geçiren bir sahabe olmak isterdim. Mesela Hz. Hatice ra. gibi servetimi Allah yolunda harcamak, Hz. Ali gibi ilimli, Hz. Ebu Bekir gibi Sıddık, Hz. Ömer...

Oku!

 Oku!.. İslam'ın ilk emridir deriz hep. Zihin dünyamızda da sadece Kur'an okumak olarak karşılık bulur bu emir. Fakat gerçekten böyle midir? Bizler bu emri gerçekten idrak edebildik mi? Oku! Ama nasıl? Oku! Ama neyi?  Oku! Yaratan Rabbinin adıyla... Onun rızası için, onun isteğine uygun olarak... Oku! Hem kitabın ayetlerini hem yaratan Rabbinin yarattıklarını, kainat ayetlerini... Oku ve tefekkür et.  Oku! O insanı bir et parçasından yarattı.  Oku! Senin Rabbin en cömert olandır. Oku! O insana kalemle yazmayı öğretendir. Oku! O insana bilmediğini öğretendir. Oku! Gerçek şu ki, insan kendini kendine yeterli görerek azar. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir. "De ki: hiç bilenlere bilmeyenler bir olur mu?" "Allah size işte böylece âyetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız."

Hakkı müdafaa

  Batılın rahatça yayılıp hak olarak yansıtıldığı bu ortamda hakkı haykırmaya nefeslerimizin yetemeyişi de bizim aczimiz değil midir? Yoksa asıl acziyet bu eksiğimizi fark etmemize rağmen hiç gayret göstermeden aynı hâl üzere kalmaya devam etmemizde midir?